×
KADEREİMANETTİK Mİ?
Kadere Gerçekten İman Ettik mi?
Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki, biz onu yaratmadan önce, bir kitapta (Levh-i Mahfuz'da) yazmış olmayalım. Şüphesiz bu, Allah'a cc göre kolaydır.

(Bunu bilin ki,) elinizden kaçan şeylere üzülmeyesiniz ve elinize geçen şeylerle de şımarmayasınız. Çünkü Allah cc, kendini beğenip küstahça davrananları sevmez.

Hadid Suresi 22-23. Ayetler

Kardeşim! Allah cc bu Ayet-i Kerime'de, daha bizleri yaratmadan önce herşeyi Levhi Mahfuz'da yazdığını bildiriyor. Giriş cümlesinde önce, sadece musibet olan şeyler yazılmış gibi anlaşılsa da, devamında bu ifadenin isabet eden herşey anlamında kullanıldığı anlaşılıyor.

Konunun buraya kadar olan kısmına, yani 22. ayette verilen bilgiye kimse itiraz etmiyor. Ne Kaderiyye ne Cebriyye ne de diğerleri. Kaldı ki, Allah cc ın daha ortada hiç birşey yokken, herşeyi önceden yazdığı konusunda, hem Kuranda hem sünnette reddedilmesi imkansız çok fazla delil var.

Rabbimiz bize bu bilgiyi verdikten hemen sonra, bu gerçeği bildirmesinin sebebinin, elimizden kaçan şeyler yüzünden üzülmememiz, elimize geçen şeyler yüzünden de şımarmamamız için olduğunu söylüyor.

Kardeşim, bize ehli sünnetin kader inancı budur diye özgür iradeyi anlatan ve bizlerin tercihlerimizi bu hür irademize göre yaptığımızı söyleyen kişiler ne diyordu? "Evet, Allah cc kaderimizi daha bizi yaratmadan önce yazdı. Ama biz yapalım diye değil, ne yapacağımızı bildiği için yazdı."

Bu Ayeti-i Kerimeler'de anlatılan şeyin, bilmekle ilgili değil, takdir ve hükümle ilgili olduğu, bu kadar açıkken, sana bunu izah etmek için, bir çaba içerisine girmeli miyim bilemiyorum.

Şurası kesin ki, Allah cc bu ifadeleri ile, herşeyin kendi yazgısı üzerine vukua geldiğini açıkça ortaya koyuyor. Rab Teala bizlere, bu Ayet-i Kerimelerle, herşey benim yazgım üzere meydana gelirken, gereksiz yere üzüntü çekmeyin veya şımarmayın, olacakları ben belirliyorum diyor.

Hal böyle iken hâlâ: "tercih hakkım, istediğim gibi hareket edebilme imkanım, hür iradem var" diyecek miyiz?

23. Ayetin sonu "Allah cc, kendini beğenip küstahça davrananları sevmez" şeklinde, tam olarak manayı destekler biçimde tamamlanıyorken, hâlâ kendimizde bir alâmeti fârika görmeye devam edecek miyiz kardeşim?

Kaderiyye fırkasının sapıklığını ortaya koymak için bu ayetleri tüm ehli sünnet hoca efendiler delil olarak getiriyorlar. Fakat yine de günün sonunda, "Allah cc yazdı ama bu hükmü değil, bilgisidir!" demekten de geri durmuyolar.

Sen iyi bir sonuç elde etsen bu onlara üzüntü verir; ama başına bir musibet gelse, “Biz tedbirimizi önceden almıştık” derler ve sevine sevine dönüp giderler.

De ki: “Bizim başımıza ancak, Allah’ın cc bizim için yazdığı şeyler gelir. O, bizim sahibimizdir. Öyleyse mü’minler, yalnız Allah’a cc güvensinler.”

Tevbe Suresi 50-51. Ayetler

Kardeşim 51. Ayet-i Kerime' de Rabbimiz, bizlerin başına sadece O'nun cc bizler için yazdığı şeylerin geleceğini açıkça söylerken, bizim sahibimizin kendisinin olduğunu ve inananların sadece O'na cc güvenip dayanmaları gerektiğini bildiriyor.

Kardeşim yine Hadid suresindeki Ayetlerdeki gibi bu kısım kimsenin itiraz etmediği şeyi anlatıyor. Yani bizim başımıza gelecek herşeyin en başta yazıldığını.

Fakat 50. Ayet-i Kerime'ye dikkatlice baktığımızda, Rabbimizin, başına gelen iyi ya da kötü şeyleri, kendi çabalarına bağlayanlara bunu söylediğini görüyoruz.

Ehli sünnet inancında tedbirin takdiri değiştirmeyeceği kesin bir bilgi olarak vardır. Fakat bu çoğu zaman: "Sen elinden geleni yap, sonrasını Allah cc a bırak!" şeklinde lanse edilir. Efendimizin sav.:"Deveni bağla, sonra Allah cc a tevekkül et!" anlamındaki pekçok hadisi şerifinden kastının doğru anlaşılmamasının bir sonucudur bu.

Önceki bölümlerde paradoks gibi görünen bu durumun izahını fazlaca yaptığım için burada tekrar etmek istemiyorum. Kafası karışan: "İmtihan Nereden İleri Geliyor?", "Neden Dua Ediyoruz?" bölümlerinde yaptığım açıklamalara bakabilir.

Kuran, ancak aranızda doğru yola girmeyi dileyene ve alemlere bir öğüttür.

Fakat, Alemlerin Rabbi olan Allah cc dilemedikçe sizler bir şey dileyemezsiniz.

Tekvir Suresi 27-29. Ayetler

Bu (Kuran) sadece bir öğüttür; dileyen, Rabbine giden yolu tutar.

Ancak Allah’ın dilemesi olmadıkça siz dileyemezsiniz. Şüphesiz Allah cc hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.

İnsan Suresi 29-30. Ayetler

(Uyarıcılardan) öğüt almak yerine onlardan her biri, kendisine, açılmış sahîfeler (ilâhî vahiy) verilmesini istiyor.

Hayır! Aslında onlar âhiretten korkmuyorlar.

Hayır, düşündükleri gibi değil! Şüphesiz bu (Kur’an) bir uyarıdır.

Dileyen ondan öğüt alır.

Bununla beraber Allah cc dilemeksizin onlar öğüt alamazlar. Sakınılmaya lâyık olan da O’dur, mağfiret sahibi de O’dur.

Müddessir Suresi 52-56. Ayetler

Kardeşim, Allah cc dilemeden siz dileyemezsiniz mealinde daha fazla Ayet-i Kerime var Kuran-ı Kerim'de. İstersen daha fazlasını okuyabilirsin. Ayetlerin neyi kastettiğine, önüne, arkasına, bağlamına bakabilirsin. Göreceksin ki, bizler, kendi sözde hür irademizle istediğimizi yapıyoruz gibi bir durum asla söz konusu değil. Bizlerin "istek" olarak adlandırdığımız şeyler de birer aksiyondur. Bu aksiyonu da tüm diğer aksiyonlar gibi, sadece Allah cc almaktadır.

Bu ayetlerin giriş ifadelerine iyi dikkat et kardeşim. Önce, Kuran'ın mesajının "dileyenler" için bir öğüt olduğu söyleniyor. Yani ilk bakışta, Kuran-ı Kerim in mesajlarından öğüt almak noktasında özgür bırakıldığımız gibi anlaşılıyor.

Fakat henem sonra da, bu dilemenin Allah cc ın dilemesinin bir sonucu olarak gerçekleştiği beyan ediliyor. Dikkat et kardeşim! Allah cc. bizlerin dilemesine izin verdiği için değil, bizzat kendisi dilettirdiği için bizler dileyebiliyoruz. Kendi başımıza bir tercih yapmamız asla söz konusu değil.

Hani yaptığımız hareketleri hep kendi isteklerimizle yapıyormuşuz gibi geliyor ya bizlere kardeşim. İşte bu ayetlerde buna bir işaret var. Allah cc kendi planına göre bizleri hareket ettirirken, içimize o işi yapmanın isteğini de koyuyor. Sonra da bu Allah cc tarafından bizlere verilen isteğin, kendi parlak fikirlerimiz olduğu kanaatine kapılıyoruz.

Düz mantıkla değerlendirme yapmaya alışkın kişiler: "Şuna bak kendi başımıza istek bile duyamıyoruz. Kötü bir davranışa irademiz dışında yönlendiriliyoruz, bu amel bize güzel gösteriliyor, heves duyduruluyor, nihayet yaptırılıyor; sonra da bunu niye yaptın diye hesap soruluyor. Olacak iş değil. Nerede kaldı imtihan?" Dese de, biz de: "Kardeşim, sana niye bunu yaptın diye hesap soran, Allah cc ın kulları üzerine, dünyadaki işleyişe dair uygun gördüğü emirleri doğrultusunda hüküm veren şeriattır. Şeriat zahire hükmeder. Oysa kalplerde olup biteni sadece Allah cc bilir ki: O cc da kullarının fiillerine göre değil, bu fiilleri işlerkenki kalbi durumlarına göre hükmeder!" demekten geri durmamalıyız.

Ben hiçbir kardeşime, şeriatı küçümsediğimi ya da önemsemediğimi îmâ ettiğimi zannetmeyi yakıştırmam. Ama belki bu yazı, hiç temeli olmayan birisi tarafından okunur diye altını çizmek gerekebilir. Şeriat haktır! Allah cc ın emridir! Tartışmaya açık bir konu değildir! Allah cc ın kulları için kurduğu imtihan sisteminin en önemli parçasıdır! Allah cc ın haram saydığı fiillerin işlenmesi durumunda, Allah cc ın muradı istikametinde yargılama ve cezaya hükmetme konusunda, kendi hüsnü zanlarına göre değil, bizzat ilahi yasalar çerçevesinde tutum alır! Allah cc kulları sıkıntı duysun diye değil, mutlu olsunlar diye şeriatı farz kılmıştır! Şuan dünyanın herhangi bir yerinde uygulandığı iddia edilen sözde şeriattan bahsetmiyorum tabi ki...

Allah, kime hidayet ederse işte o, doğru yolu bulandır. Kimi de şaşırtırsa, artık ona doğru yolu gösterecek bir dost bulamazsın.

Kehf Suresi 17. Ayet

Allah kimi hidayete erdirirse, doğru yolu bulan odur. Kimi de şaşırtırsa, işte asıl ziyana uğrayanlar onlardır.

Andolsun biz, cinlerden ve insanlardan birçoğunu cehennem için yarattık. Bunların kalpleri vardır ama onlarla kavrayamazlar; gözleri vardır ama onlarla göremezler; kulakları vardır ama onlarla işitemezler. Onlar hayvanlar gibidir, hatta daha da şaşkındırlar. İşte asıl gafiller onlardır.

A’râf Suresi 178-179. Ayetler

Kardeşim bu ayetlerdeki ifadeleri, Kuran-ı Kerim in bir çok yerinde bulabilirsin. Ben ilk karşıma çıkan bu ikisini burada söz konusu etmeyi yeterli buldum. Allah cc., Rasullerini, Kitaplarını birer uyarıcı olarak nitelendiriyor, hidayetin sadece kendisi tarafından verilen bir nimet olduğunu açıkça beyan ediyor bizlere, sen de çok iyi biliyorsun zaten. Allah cc. bunu defalarca altını çize çize bizlere bildirdiği halde biz hâlâ kendi seçimlerimizden nasıl bahsedebiliriz?

Nasıl diyebilir ki, Hz. Ömer kendisi İslamı seçti, ebu cehil kendisi küfrü seçti? Dersen ki bunları ben söylemiyorum ki, bunlar bizlere Ayet ve Hadisler ışığında verilen bilgiler. O zaman sana "İtibari Kavram" konusuna bir göz atmanı tavsiye ederim kardeşim.

Şurası muhakkak ki, Allah cc her bir varlığı, bir amaçla yaratmıştır. Tüm yarattıklarına, o amaca götüren kaderler tayin etmiştir ve herkes ne için yaratılmışsa, varışı onadır.

O zaman Hz. Ömer'e ne büyük adam demeyelim mi? Yahut ebu cehile kızmayalım mı? Varsa bunlardan birisini söylemek konusunda tercih etme özgürlüğümüz onu tercih edelim. Yok kardeşim, yok, yok.

Eğer kendimizi Hz. Ömer'i eleştiren bir hal içerisinde bulursak üzülelim, ebu cehili öven bir pozisyonda bulursak yine üzülelim. Rab Teala lutfederse: "Maşaallah! La Havle vela Guvvete İlla Billah" diyelim.

Bu kadarız, bundan daha fazlası değiliz, bunu anlayalım. Ve ne olur artık, Allah cc ın her zerresine kadar kendisine ait olan mülkünde elimizi kolumuzu sallaya sallaya dolaşamayacağımızın farkına varalım.