Kardeşim sonsuz merhamet sahibi olan Rab Teala'ya sonsuz hamdü senalar olsun ki, ihtiyaçalarımızı karşılama konusunda son derece cömert davranıyor bizlere. O cc bildirmese, bizler neyin ne olduğunu asla bilemezdik. Eğer Rasullerine, kullarından muradının ne olduğunu açıkça ifade ettirmese, kaos ve karanlık içerisinde kalırdık.
Allah cc, Rasulleri aracılığı ile, iman etmemizi istediği ve adına da KADER dediği bir kavram gönderiyor bizlere. Bu öyle bir kavram ki, imanın diğer tüm şartlarını kuşatıcı, ezel, ebed, kulluk, imtihan, hesap, mizan, cennet, cehennem gibi hemen her konunun anlam bulması noktasında bir ölçü koyuyor.
Bu o kadar önemli bir konu ki, nasıl anladığımız ve inandığımıza göre, tüm kul Rab ilişkisi tamamen etkileniyor bundan.
İslama ve müslümanlara düşman olan birisinin kendisi açısından yapacağı en "akıllıca" hareket bu inanç üzerinde bir zaafiyete sebep olmak olurdu herhalde. Allah cc, şeytan aleyhillaneye, bizlerin inancından bir taşı yerinden oynatma imkanı tanısa, kesinlikle kader inancını seçerdi.
İnan bana kardeşim, bizler, öldükten sonra tekrar dirilmeyeceğimize bile inansak, bu denli bir zaafiyet içerisinde olmazdık.
Şunu demiyorum yanlış anlaşılmasın kardeşim: "Bizler Kadere yanlış inandığımız için bu haldeyiz. Doğru inanırsak herşey değişecek." Aksine hep şunu söylüyorum: "Sebepler sadece birer örtüdür. Allah cc bizleri nereye ulaştırmayı murad ediyorsa, türlü sebeplerle oraya ulaştıracaktır."
Çok param olsa ne yapardım diye düşünüp hayal kurdun mu hiç kardeşim? Ben kurdum. Önce evle başladım. Değiştirip, daha iyi bir ev aldım hayalimde. Bazen bir bazen birkaç tane.
Sonra sıra arabaya geldi. Daha iyi kıyafetler, daha iyi yiyecekler. Hiç bilmediğim zevklerim, tonla eksiğim varmış meğerse; neler aldım kendime neler...
Neden bu mahallede oturayım ki dedim, bildiğim en iyi muhite taşındım. Giydiğim çoraba kadar herşeyim değişti...
Acaba daha ne yapardım diye hayal kurmaya devam ediyordum ki: "Yahu, Allah cc hiç mi birşeyi doğru yapmamış" diye bir ses geldi içimden. Utandım...
Aslında hayalimde değiştirdiğim şeylerin listesi, benim şimdilik farkında olmasam da, memnun olmadığım şeylerin de listesiydi, anladım... Hayret! Oysa her fırsat bulduğumda şükür konulu sohbetler etmiş birisiydim ben. Meğer sadece kendimi kandırıyormuşum, imkanların genişletildiği güne kadarmış benim rüzgarım.
Şimdi ufak ufak ta olsa uyanıyorum gibi bir his var içimde. Bazen inancım değişti, bazen de böyle iman ediyorum gibi sözler çıksa da ağzımdan, çekirdek kabuğunu doldurmayacak aklımla, bu tespitleri Rab Teala'ya bırakmam gerektiği, en azından bilgi düzeyinde de olsa yerleşiyor gibi geliyor yavaş yavaş.
Ahiretimle ilgili güvenin daha ağır bastığı bir korku hissi içerisindeyim. Ama korkum ya cennetlik olamazsam korkusu değil. Bu çok param olsa ne yapardım konulu hayal bana bir ders oldu.
Nasıl ki şu dünyada elime geçen ve elimden kaçan hiç birşey rast gele değil; herşey Rab Teala'nın en ince teferruatına kadar bir kaderle tayin edişi. Ahiret için de bu böyle.
Rab Teala bana neyi uygun görmüşse ve beni ne için yaratmışsa, ben ona doğru gidiyorum.
Beni nerede görmek istiyorsa, orada olacağım. Ne yaşamamı, neyi tatmamı istiyorsa onu yaşayıp, onu tadacağım. Şimdilik bana teklif edilen bu önermeye, olumlu reaksiyon verdiğini hissediyorum kalbimin.
İçimden Rab Teala'dan hayır dilemek geliyor. Biran sonraki durumumu ise bilmekten acizim.
İnsanda bir anlama ihtiyacı var. Bu yerine göre normal, yerine göre ise anormal bir durum aslında. Allah cc aklı kalple ilişkilendiriyor Kuran-ı Kerim'de. “Onların kalpleri vardır, onlarla anlamazlar" gibi ifadelerin değişik türevlerine fazlaca rastlıyoruz. Bunun da bir kapasitesi var. İmanın önemi burada zaten.
Bir müslüman olarak bizler, aklımızın almadığı bir konuda Allah cc ve Rasûlü bir şey söylemişse: "İşittik ve iman ettik" demeliyiz. Kendi zanlarımızla hareket etmek bizim işimiz olamaz.
İşte kader konusu da, bizlere nasıl bildirilmişse, o şekilde iman etmemiz gereken bir konu. Efendimiz sav. bu konuyu bizlere şüpheye yer bırakmayacak açıklıkta izah etmiş, sınırlarını çizmiştir. Sahabe Efendilerimiz de, O sav. ne anlattıysa, ona inanmış, öyle yaşamışlardır.
Şimdi birlikte Efendimizin bu konuda bizlere verdiği bilgilere bir bakalım kardeşim. Efendimiz sav. tüm hadisleriyle tek bir gerçeği anlatmasına rağmen, birisi çıkıp ta: "Ben kendi seçimlerimi kendim yapabilme iradesine sahibim!" diyebiliyorsa, bize hayret etmekten başka birşey kalmıyor.
Öyle de inanmak, böyle de inanmak arasında fark yok diyebiliyorsa, ne yapabiliriz?
Ama... O zaman... İyi de... ile başlayan ifadelere başvurmaya yöneliyorsa, buyursun.
Süraka İbnu Malik İbnu Cu`şem (ra) gelerek sordu: "Ey Allah`ın Resulü! Bize dinimizi açıkla. Sanki yeni yaratılmış gibiyiz. Şimdi amel ne husustadır: Kalemlerin kuruduğu, miktarların kesinleştiği şeylerde mi, yoksa istikbale ait şeylerde mi çalışacağız?" "Hayır (istikbale ait şeylerde değil). Bilakis kalemlerin kuruduğu, miktarların cereyan ettiği (kesinleştiği) hususta!" buyurdular. Süraka tekrar: "Öyleyse niye amel edelim (boşa zahmet çekelim)?" diye sordu. Aleyhissalatu vesselam: "Çalışın! Herkes yaratıldığı şeye erecektir! Herkes, (yazıldığı) ameliyle amil olacaktır!" buyurdular.
Müslim, Kader 78, (2648)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kul, hayrıyla, şerriyle kadere inanmadıkça, kendine (hayır ve şerden) isabet edecek şeyi atlatamayacağını, (hayır ve şerden) kaçacak olan şeyi de yakalamayacağını bilmedikce iman etmiş olmaz."
Tirmizi, Kader 10, 2145
Ubade İbnu`s-Samit, oğluna ölümü sırasında demiştir ki: "Oğulcuğum, başına gelecek olan şeyin asla atlatılamayacağını, kaçırdıklarını da yakalayamayacağını bilmedikçe sen, imanın hakikatının tadını asla bulamazsın. Zira ben, Resulullah (sav)`ın şöyle söylediğini işittim: Allah`ın ilk yarattığı şey kalemdir. Kalemi yarattı ve: "Kıyamete kadar olacak şeylerin miktarlarını yaz!" dedi." Oğulcuğum, Resulullah (sav)`dan şunu da işittim: "Kim bu inanç dışında olarak ölürse benden değildir."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4700); Tirmizi, Kader 17, (2156)
Resulullah (sav), elinde iki kitap olduğu halde yanımıza geldi ve: "Bu iki kitap nedir biliyor musunuz?" buyurdular. Cevaben: "Hayır, ey Allah`ın Resulü! bilmiyoruz. Ancak bildirmenizi istiyoruz!" dedik. Bunun üzerine sağ elindekini göstererek: "Bu Rabbülalemin`den (gelmiş) bir kitaptır, içerisinde cennet ehlinin isimleri mevcuttur. Hatta onların babalarının ve kabilelerinin isimleri de mevcuttur ve sonunda da icmal yapmıştır. Bunlara asla ne ilave yapılır, ne de onlardan eksiltmeye yer verilir. Hiç değişmeden ebedi olarak sabit kalır" buyurdular. Sonra sol elindekini göstererek: "Bu da Rabbülalemin`den bir kitaptır. Bunun içinde de ateş ehlinin isimleri, onların atalarının isimleri ve kabilelerinin isimleri vardır. En sonda da icmallerini yapmıştır. Bunlara asla ne ziyade yapılır, ne de eksiltmeye yer verilir!" buyurdular. Ashabı sordu: "Öyleyse ey Allah`ın Resulü, niye amel ediliyor? Madem ki her şey önceden olmuş bitmiş, yazılmış ve artık yazma işinden fariğ olunmuş (bir daha yapma gayreti de niye)?" Resulullah şu cevabı verdi: "Siz amelinizle doğruyu ve istikameti arayın! İtidali koruyun. Zira, cennetlik olan kimsenin ameli, cennet ehlinin ameliyle sonlanır; (daha önce) ne çeşit amel yapmış olursa olsun. Keza cehennemlik olanın ameli de cehennem ehlinin ameliyle sonlanır, hangi çeşit amel ile amel etmiş olursa olsun!" Resulullah (sav), sonra elindeki kitapları atıp, elleriyle işaret ederek dedi ki: "Rabbiniz kullardan artık fariğ oldu, bir kısmı cennetlik, bir kısmı da cehennemliktir."
Tirmizi, Kader 8, (2142)
Sadık ve Masduk olan Resulullah (sav) buyurdular ki: "Sizden birinin yaratılışı, annesinin karnında kırk günde cem olur. Sonra bu kadar müddette "alaka" olur. Sonra bu kadar müddette "mudga" olur. Sonra Allah bir meleği dört kelimeyle gönderir: (Bu melek) rızkını, ecelini, amelini, şaki veya said olacağını yazar, sonra ona ruh üflenir. Kendinden başka ilah olmayan Zat`a yemin olsun, sizden biri, (hayatı boyunca) cennet ehlinin ameliyle amel eder. Öyle ki, kendisiyle cennet arasında bir ziralık mesafe kaldığı zaman ona yazışı galebe çalar ve cehennem ehlinin ameliyle amel ederek cehenneme girer. Aynı şekilde sizden biri (hayatı boyunca) cehennem ehlinin amelini işler. Kendisiyle cehennem arasında bir ziralık mesafe kalınca yazışı ona galebe çalar ve cennet ehlinin amelini isteyerek cennete girer." [Rezin şu ziyadede bulundu: "Resulullah şunu da buyurdular: "Nutfe düştü mü, kırk gün rahimde uçar. Sonra kırk günde alaka olur. Sonra kırk günde mudga olur. Bir nefis olarak yaratılma safhasına gelince, Allah onu tasvir edecek (şekillendirecek) bir melek gönderir. Melek iki parmağının arasında toprak olduğu halde gelir. Onu mudgaya karıştırır. Sonra onu yoğurur, sonra da emredildiği üzere onu tasvir eder."]
Buhari, Kader 1, Bed`ü`l-Halk 6, Enbiya 1, Tevhid 28; Müslim, Kader 1, (2643); Ebu Davud, Sünnet 17, (4708); Tirmizi, Kader 4, (2138)
Abdullah İbnu Mes`ud (ra)`u dinledim. Demişti ki; "Şaki, annesinin karnında iken şaki olandır. Said de başkasından ibret alandır." (Bunu işittikten sonra) Resulullah (sav)`ın ashabından Huzeyfe denen zata uğradı ve İbnu Mes`ud`un söylediğini anlattı ve sordu: "Kişi amelsiz nasıl şaki olur?" Huzeyfe (ra): "Buna hayret mi ediyorsun? Ben Resulullah (sav)`ın şöyle söylediğini işittim: "Nutfenin (rahme düşmesinden sonra) kırk iki gece geçti mi, Allah ona bir melek gönderir (ve onun vasıtasıyla) nutfeyi şekillendirir; işitmesini, görmesini, derisini, etini, kemiğini yaratır. Sonra melek sorar: "Ey Rahim! Bu erkek mi, dişi mi?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra sorar: "Ey Rabbim! Eceli nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Tekrar sorar: "Ey Rabbim! Rızkı nedir?" Rabbin dilediğini hükmeder, melek de yazar. Sonra melek elinde sahife olduğu halde çıkar. Artık buna ne bir şey ilave eder ne de eksiltir."
Müslim, Kader 3, (2645)
Resulullah (sav) (bir gün) aramızda doğrulup: "(Hastalık nev`inden) hiçbir şey hiçbir şeye sirayet etmez!" buyurmuşlardı ki bir bedevi: "Ey Allah`ın Resulü! Nasıl olur? Bir deve sürüsüne, kuyruğu ile haşefesini uyuzlamış bir deve gelince hepsini uyuzlu yapar!" dedi. Aleyhissalatu vesselam: "Pekala, birincisini kim uyuzladı? Ne sirayet, ne safer (inancınızda hakikat) vardır. Şurası muhakkak ki, Allah her nefsi yaratmış, onun hayatını, ölümünü, rızkını ve uğrayacağı musibetlerini yazmıştır."
Tirmizi, Kader 9, (2144)
Resulullah (sav) (bir gün): "Allah Teala hazretleri bir kulun hayrını diledi mi onu isti`mal eder!" buyurmuştu. Kendisine: "Onu nasıl istimal eder?" diye soruldu. "Ölümden önce salih amel işlemede muvaffak kılar!" buyurdu."
Tirmizi, Kader 8, (2134)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah (cin ve ins dahil) mahlukatını bir karanlık içinde yarattı. Sonra üzerlerine kendi nurundan serpti. Bu nur, kimlere isabet ettiyse hidayeti buldular, kimlere de isabet etmediyse sapıttılar. Bu sebeple diyorum ki: "Kalem, Allah Teala`nın ilmi hususunda kurumuştur."
Tirmizi, İman 18, (2644)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ademoğlunun saadet (sebepleri)nden biri de Allah Teala`nın hükmettiğine rıza göstermesidir. Şekavet (sebepleri)nden biri de Allah Teala`ya istihareyi terketmesidir. Keza şekavet (sebepleri)nden bir diğeri de Allah`ın hükmettigine razı olmamasıdır."
Tirmizi, Kader 15, (2152)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Kuvvetli mü`min, Allah nazarında zayıf mü`minden daha sevgili ve daha hayırlıdır. Aslında her ikisinde de bir hayır vardır. Sana faydalı olan şeye karşı gayret göster. Allah`tan yardım dile, acz izhar etme. Bir musibet başına gelirse: "Eğer şöyle yapsaydım bu başıma gelmezdi" deme. "Allah takdir etmiştir. Onun dilediği olur!" de! Zira "eğer" kelimesi şeytan işine kapı açar."
Müslim, Kader 34, (2664)
Bir çocuk ölmüştü. Ben (Hz Aişe): "Ne mutlu ona! Cennet kuşlanndan bir kuş oldu!" dedim. Aleyhissalatu vesselam: "Sen Allah`ın cenneti de cehennemi de yarattığını, beriki için de öteki için de ahali yarattığını bilmiyor musun?" buyurdular.
Müslim, Kader 30, (2662); Nesai, Cenaiz 58, (4, 57); Ebu Davud, Sünnet 18, (4713)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Hz. Adem ve Musa aleyhimasselam münakaşa ettiler. Musa, Adem`e: "İşlediğin günahla insanları cennetten çıkaran ve onları şekavete (bedbahtlığa) atan sensin değil mi!" dedi. Adem de Musa`ya: "Sen, Allah`ın risalet vermek suretiyle seçtiği ve hususi kelamına mazhar kıldığı kimse ol da, daha yaratılmamdan [kırk yıl] önce Allah`ın bana yazdığı bir işten dolayı beni ayıplamaya kalk (bu olacak şey değil)!" diye cevap verdi." Resulullah devamla dedi ki: "Hz. Adem Musa`yı ilzam etti!"
Buhari, Kader 11, Enbiya 31, Tefsir, Ta-ha 1, 3, Tevhid 37; Müslim, Kader 13, (2652); Muvatta, Kader 1, (2, 898); Ebu Davud, Sünnet 17, (4701); Tirmizi, Kader 2, (2135)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Musa aleyhisselam: "Ey Rabbim! bizi ve kendisini cennetten çıkaran Adem`i bize bir göster!" diye niyazda bulundu. Hak Teala ve Tekaddes hazretleri de babası Adem aleyhisselam`ı ona gösterdi. Bunun üzerine Hz. Musa: "Sen babamız Adem misin?" dedi. Adem: "Evet!" deyince: "Yani sen, Allah`ın kendi ruhundan üflediği kimsesin. Sana bütün isimleri öğretti, meleklere emretti ve onlar da sana secde ettiler öyle değil mi?" diye sordu. Adem yine: "Evet!" dedi. Hz. Musa sormaya devam etti: "Öyleyse sen niye bizi ve kendini cennetten çıkardın?" Bu soru üzerine Hz. Adem: "Sen kimsin ?" dedi. O: "Ben Musa`yım!" deyince: "Yani sen, Allah`ın risalet vererek mümtaz kıldığı kimsesin. Sen Beni İsrail`in peygamberi, perde gerisinde Allah`ın konuştuğu kimsesin. Allah seninle kendi arasına mahlukatından bir elçi de koymadı değil mi?" dedi. Hz. Musa "Evet!" deyince; Hz. Adem: "Öyleyse sen, (bu söylediğin şeyin) ben yaratılmazdan önce Allah`ın (kader) kitabında yazılmış olduğunu görmedin mi?" dedi. Hz. Musa "Evet!" deyince: "Öyleyse Allah`ın kazası (hükmü) benden önce cereyan etmiş bir şey hakkında beni niye levmediyorsun?" dedi." Aleyhissalatu vesselam, devamla: "Hz. Adem, Musa`yı ilzam etti. Hz. Adem Musa`yı ilzam etti. Hz. Adem, Musa aleyhimesselam`ı ilzam etti" buyurdular.
Ebu Davud, Sünnet, 17, (4702)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Her ümmetin Mecusileri vardır. Bu ümmetin Mecusileri "kader yoktur!" diyenlerdir. Bunlardan kim ölürse cenazelerinde hazır bulunmayın. Onlardan kim hastalanırsa ona ziyarette bulunmayın. Onlar Deccal bölüğüdür. Onları Deccal`e ilhak etmek Allah üzerine bir haktır."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4692)
"Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: "Kaderiye fırkası, bu ümmetin Mecusileridir. Eğer hastalanırlarsa ziyaret etmeyin, ölürlerse cenazelerine katılmayın."
Ebu Davud, Sünnet 17, (4691)
Bir adam İbnu Ömer (ra)`e gelerek: "Falan kimse (Bu kimse kaderiyye mezhebinin kurucusu olan kişi) sana selam ediyor!" diyerek, Şamlı birisinden selam getirdi. İbnu Ömer (ra): "Bana ulaştığına göre, o kimse kaderi inkar ediyormuş. Eğer o böyle bir bid`a fikre saplandı ise, sakın ona benden selam söyleme! Zira ben, Resulullah (sav)`ı işittim: "Bu ümmette hasf (yere batırma), mesh (suret değişmesi) [ve kazf = taş yağması)] olacak. Bu musibetler kaderi inkar edenlere gelecek."
Ebu Davud, Sünnet 7, (4613); Tirmizi, Kader 7, (2153, 2154)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Allah mahlukatın miktarlarını, semavat ve arzı yaratmazdan elli bin sene evvel, arşı da su üzerinde iken yazdı."
Müslim, Kader 16, (2663); Tirmizi, Kader 18, (2157)
Resulullah (sav) buyurdular ki: "Ümmetimde iki sınıf vardır ki, onların islam`dan nasipleri yoktur: Mürcie ve Kaderiye."
Tirmizi, Kader 13, (2150)
İbnu Deylemi (Rahmetullahi Aleyh) şöyle dedi:
“Ubey bin Ka’b (Radiyallahu Anh)’a geldim ve kader mevzuunda kalbimde bir şey (vesvese) meydana geldi. Bana bir şeyler söyle belki Allah onu kalbimden giderir dedim.
Ubey bin Ka’b (Radiyallahu Anh) şöyle dedi:
−"Allah göklerin ve yeryüzünün ehline azap etmiş olsaydı O, onlara asla zulmetmiş olmazdı. Veya, Allah onlara rahmet etmiş olsa Allah’ın rahmeti onlara amellerinden daha hayırlıdır. Allah’ın yolunda Uhud dağı kadar altın infak etsen, kadere iman edene kadar Allah onu senden kabul etmez! Bil ki; sana isabet eden bir şeyin, isabet etmemesi mümkün değildir! Bu itikadın gayrı bir itikat üzere ölürsen ateşe girersin!"
Sonra Abdullah ibni Mes’ud (Radiyallahu Anh)’ın yanına geldim. O da bana aynı şeyleri söyledi. Sonra Huzeyfe (Radiyallahu Anh)’ın yanına geldim O da bana aynı şeyleri söyledi. Sonra Zeyd bin Sabit (Radiyallahu Anh)’ın yanına geldim O da bana aynı şeyleri, Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den hadis olarak rivayet etti.”
Ebu Davud 4699, İbni Mace 77, İbni Ebi Asım es-Sünne 245, Acurri 386, Ahmed bin Hanbel Müsned 5/185
Yahya ibni Ya’mer şöyle demiştir: “Basra’da kader konusunda ilk konuşan Ma’bed El-Cühenî idi. Daha sonra ben, Humeyd ibni Abdurrahman El-Hımyerî ile hac -veya umre- için yola çıktım. “Resûlullah’ın (sav) ashabından birisiyle karşılaşsak da şu adamların kader hakkında söylediklerini kendisine sorsak.” derken Abdullah ibni Ömer ibni El-Hattâb bize nasip oldu. Kendisi mescide giriyordu. Birimiz sağına diğerimiz de soluna geçerek onu aramıza aldık. Arkadaşımın sözü bana bırakacağını tahmin ettim ve ‘Ey Ebu Abdurrahman! Bizim oralarda Kur’ân okuyan, ilmi araştıran birtakım kimseler türedi.’ dedim. (Devamla Yahya ibni Ya’mer bu adamların durumlarını; kader diye bir şey olmadığını, olayların bağımsız olarak (ansızın, öncesinde bir kader olmadan) meydana geldiğini iddia ettiklerini belirtti. Abdullah ibni Ömer (ra) cevap olarak:) ‘Eğer onlarla karşılaşırsan, benim onlardan uzak olduğumu onların da benden uzak olduğunu kendilerine bildir! Abdullah ibni Ömer’in yemin ettiği Allah’a yemin olsun ki, eğer onlardan birisinin Uhud Dağı kadar altını olsa ve bunu hayır yolunda harcasa, kadere inanmadıkça Allah onun bu amelini kabul etmez.’ dedi ve babasından Cibril Hadisi’ni nakletti.”
Müslim, 8
Bir kimse Ömer ibni Abdulaziz’e mektup yazarak kader konusu hakkında bilgi istedi. O da şöyle cevap yazdı: "Ey mektup sahibi, kadere imanı soruyorsun. Allah’ın izniyle bu konuda tam bilene sormuş oldun. İnsanların uydurup ortaya attığı neler var, ne gibi bidatler çıkardılar, bilmiyorum. Bildiğim bir şey varsa o da kadere iman konusunun hadislerle gayet açık bir şekilde ve sağlam bir şekilde izah edilmiş olmasıdır. Cahiliye Dönemi’nde insanlar söz ve şiirlerinde kadere yer verirdi. Ellerinden kaçan nimetler için kendilerini onunla teselli ederlerdi. Bundan sonra İslâm geldi ve kader konusunda kesin hüküm getirdi. Resûlullah (sav) kader konusunu bir iki hadiste değil, pek çok hadisinde zikretti. Müslimler kader konusundaki hadisleri Peygamber’den (sav) işittiler ve Peygamber’in (sav) sağlığında ve vefatından sonra da yakin bir şekilde inanarak ve Allah’a teslim olarak kaderden bahsettiler. Allah’ın ilminin kuşatmadığı, Kitab’ında (Levh-i Mahfuz’da) saymadığı ve kaderde geçmeyen bir şeyin olmasını düşünmekte kendilerini zayıf gördüler ve onları muhal kabul ettiler. Bununla beraber kader konusu Allah’ın Kur’ân’ında da mevcuttur. Sahabe ve selef, kader inancını Kur’ân’dan almış ve Kur’ân’dan öğretmişlerdir. Ey bidatçiler ve kaderiyeciler! Eğer siz ‘Allah, Kitab’ında şu ayeti indirdi ve niçin şöyle dedi?’ derseniz ben de size şöyle derim: Ashab da sizin okuduğunuz o ayetleri okudu ve o ayetlerin, sizin bilmediğiniz yorumlarını bildi. Bundan sonra, olan şeylerin hepsi yazgı ve kaderden dolayıdır, dediler. Kötülük ve bedbahtlık da yazılmıştır. Takdir olunan şey mutlaka olmuştur. Allah’ın dilediği olmuştur, dilemediği olmamıştır. Biz kendimize fayda ve zarar verme gücüne sahip değiliz, dediler ve bu hükme vardıktan sonra da Allah’a kulluk olan şeylere rağbet ettiler ve kötü işlerden de olanca güçleriyle kaçındılar.”
Ebu Davud, 4612