×
KADEREİMANETTİK Mİ?
Kadere Gerçekten İman Ettik mi?

Kardeşim madem her şey ezelde daha hiçbir şey ortada yokken Allah cc tarafından belirlenmişse, bunun dışına çıkmamız mümkün de değilse, imtihan nereden ileri geliyor? İmtihanın ne anlamı var? sorusu bizler için kader konusunu kavramanın can damarı gibi bir duruma gelmiş ne yazık ki.

Hal bu ki sahabe bunu dillendirmemiş. Demişler ki: "Bunca zahmetin ne anlamı var?" Yani: "Allah cc bizleri layık gördüğü ve içinde ebedi kalacağımız yere yerleştirseydi de olurdu. Biz yine rabbimizden ve O'nun cc ortaya koyduğu ölçüden razı olurduk."

İşte sahabe efendilerimizin bu yaklaşımını görünce: "Biz bunlarla kardeş miyiz?" demekten başka bir şey gelmiyor aklıma. Onların düşündüğüne bak, bizlerin düşündüğüne.

Hâşâ Allah cc, hem her şeyi belirleyip, hem de kullarının iyisini kötüsünden ayırmaktan aciz mi?

Tamam, onların ilgilenmedikleri bu cihetiyle biz ilgilenelim, zaten bunları konuşmamız da, kaderin kırmızı çizgisi içerisinde kalıyor, sorun yok. Soralım kendimize, Allah cc bize ezelde takdir etmemişse namaz kılamıyorsak ve yine ezelde bizzat kendisi takdir etmemişse en ufak bir iyilikte bulunamıyorsak ve işlediğimiz tüm günahları Allah cc bizlere ezelde takdir ettiyse, biz nasıl kazanç elde edelim veya zarara uğrayalım?

Kardeşim! İnan bunun cevabını bize veriyor bu din. Bu benim keşfettiğim bir sır değil, sadece çok zeki insanların anlayabileceği bir incelik asla değil. Sana kendi parlak fikirlerimi de anlatmıyorum. Anlamak için bir kere dinlemen yeter.

Önce İslamın en temel prensibini ortaya koyan şu hadisi şerif e bir bakalım:

Ameller niyetlere göredir. Herkes sadece niyetinin karşılığını alır. Kim Allah ve Resûlü için hicret ederse, hicreti Allah ve Resûlünedir. Kim de erişeceği bir dünyalık veya evleneceği bir kadından dolayı hicret ederse, onun hicreti de hicretine sebep olan şeyedir.
(M4927 Müslim, İmâre, 155; B1 Buhârî, Bedü"l"vahy, 1)

Şu hadisi şerifi de bir hatırlayalım:

Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır. Münafığın ameli ise niyetinden hayırlıdır. Herkes kendi niyetine göre amel işler. Mü’min hayır ve iyilik niyetiyle bir amel işlediğinde kalbinde bir nur ve feyiz bulur.
(Camiüs-Sağır,4/3810.)

Bir de şu hadisi şerife bakalım:

Dikkat edin! İnsanın bünyesinde bir et parçası vardır. Eğer o salah bulursa bütün ceset salah bulur; eğer o bozulursa bütün ceset bozulur. Dikkat edin o, kalbtir.
(Buhari, İman, 39; Müslim, Müsakat, 107; Müsned, IV/280).

Kardeşim! Önce kestirmeden sorumluluğun nereden ileri geldiğini birlikte tespit edelim. Sonra gerçekten böyle mi diye de, istediğimiz kadar fikir üretip delil toplayalım gereği kalırsa.

Kardeşim kendi hayatımızdan biliyoruz ki, karşılaştığımız hiç bir olaya kayıtsız kalmıyor kalbimiz. Mutlaka bir reaksiyon veriyor. Bir gün içerisinde yeri geliyor onlarca insanla muhatap oluyoruz, alıyoruz satıyoruz, yüzlerce fikir geçiyor aklımızdan, eskiyi ve yeniyi düşünüyoruz. Birçok planlar yapıyoruz. Hele şimdi elimizde telefon, yeri geliyor yüzlerce kısa video seyrediyoruz. Bir sürü sorunla, bir sürü güzel şeyle karşılaşıyoruz ve kalbimiz her şeye bir reaksiyon veriyor.

Daha biz bir şeye elimizi uzatıyorken, kalbimiz kırk cihetten onunla reaksiyona giriyor. İşte o an içinde bulunduğumuz eyleme kalbimizin verdiği reaksiyon, bizim kalitemizi, bir şeyi niçin ve ne maksatla yaptığımızı gösteriyor.

Allah cc bizlere bin sene önür verse, bin sene hep O nun yapın dediği amelleri yapsak, Allah cc kalplerimize bakar. Bin sene razı olmadığı fiiller içerisinde bulunsak, yine kalplerimize bakar.

Kardeşim biliyorsun kiramen katibin melekleri her hareketimizi kayıt ediyorlar ama hiç bir eylemimizin sevap veya günah karşılığını yazmıyorlar. Çünkü kalpleri sadece Allah cc bilir. O fiilin içerisinde olduğuna bakarak hüküm vermek şeriat kadısının işidir. Çünkü şeriat zahire hükmeder. Allah cc ise ameline değil, o ameli yaparken kalbinin verdiği reaksiyonlara bakar.

Sana bunu ispat etmek için birçok delil getirebilirim ama gerek görmüyorum. Bu konuda farklı bir düşünce içerisinde olduğumuzu zannetmiyorum kardeşim.

Yine de bu konuya güzel bir örnek olan şu hadisi şerifi de hatırlayalım:

Kıyamet günü hesabı ilk görülecek kişi, şehit düşmüş bir kimse olup huzura getirilir.

Allah Teâlâ ona verdiği nimetleri hatırlatır, o da hatırlar ve bunlara kavuştuğunu itiraf eder. Cenab-ı Hak:

- Peki, bunlara karşılık ne yaptın, buyurur.
- Şehit düşünceye kadar senin uğrunda cihad ettim, diye cevap verir.
- Yalan söylüyorsun. Sen, "babayiğit adam" desinler diye savaştın, o da denildi, buyurur. Sonra emrolunur da o kişi yüzüstü cehenneme atılır.

Bu defa ilim öğrenmiş, öğretmiş ve Kuran okumuş bir kişi huzura getirilir.

Allah ona da verdiği nimetleri hatırlatır. O da hatırlar ve itiraf eder. Ona da:

- Peki, bu nimetlere karşılık ne yaptın, diye sorar.
- İlim öğrendim, öğrettim ve senin rızan için Kur'an okudum, cevabını verir.
- Yalan söylüyorsun. Sen "alim" desinler diye ilim öğrendin, "ne güzel okuyor" desinler diye Kuran okudun. Bunlar da senin hakkında söylendi, buyurur.

Sonra emrolunur o da yüzüstü cehenneme atılır.

Sonra Allah'ın kendisine her çeşit mal ve imkân verdiği bir kişi getirilir. Allah verdiği nimetleri ona da hatırlatır. Hatırlar ve itiraf eder.

- Peki ya sen bu nimetlere karşılık ne yaptın, buyurur.
- Verilmesini sevdiğin, razı olduğun hiçbir yerden esirgemedim, sadece senin rızanı kazanmak için verdim, harcadım, der.
- Yalan söylüyorsun. Hâlbuki sen, bütün yaptıklarını "ne cömert adam" desinler diye yaptın. Bu da senin için zaten söylendi, buyurur.

Emrolunur bu da yüzüstü cehenneme atılır.
Müslim, İmâre 152

Kardeşim Efendimizin tüm anlatısı bu gerçek üzerine kurulu. Hadis kitapları bunlarla dolu.

Burada bahsedilen bu üç kişi, fill olarak tam da verdikleri cevaplardakini yaptılar. Şehit olan, kafirle harp ederken öldü. Alim olan belki yüzlerce ilim talebesi yetiştirdi ve hiç birisine de İslamın emir ve yasaklarından başka hiç bir şey anlatmadı. Zengin de gerçekten malını fakirlere dağıttı.

Ama gel gör ki, Allah cc hepsini yok saydı. Hadi bu adamlar şöyle desin: "Yâ Rabbi biz ancak senin yapın diye emrettiklerini yaptık. Bize bu yaptıklarımızın karşılığı olarak türlü vaadlerde bulundun. Şimdi hepsini yok sayıyorsun." Sübhanallah!

Kardeşim Allah cc zaten kendisinin yaptırdığı eylemler için neden bir ücret ödesin. Bütün iyilikleri bize kendisi yaptırıyorken, sırf bu eylemin içerisindeyiz diye bizleri neden cennetine alsın.

Aynı şey haram olan fiillerin işlenmesinde de böyle değil mi kardeşim? Allah cc üç kişiye haram saydığı bir fiili işletse, üçünün de bu işten alacağı ücret aynı mı olur?

Kardeşim yine İslamın en temel prensibini hatırlayalım. Günahından dönen o günahı hiç işlememiş gibidir. Bununla ilgili sana ayetlerden, hadislerden deliller getirmeme gerek var mı?

Yine de şu ayete birlikte bakalım:

Kim bir kötülük yapar veya nefsine zulmeder de sonra Allah'tan bağışlanma dilerse, Allah'ı çok bağışlayıcı ve merhametli bulur.
Nisa Suresi, 110. Ayet

Biz biliyoruz ki, bağışlanmayı dilemenin, sadece dil ile söylenmesinin hiç bir geçerliliği yok. Çünkü bu bir aksiyondur ve aksiyon almak sadece Allah cc a aittir. Ama burada kalbin takınacağı tavır reaksiyondur ki, bizden beklenen tamamen kalbin reaksiyonudur.

Şu ayete de birlikte bakalım:

Ancak tövbe eden, iman eden ve salih amel işleyen kimseler müstesnadır. Allah onların kötülüklerini iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Furkan Suresi, 70. Ayet

Bak burada kötülüğün affedilmesini bırak, iyiliğe çevirileceği müjdesini bile veriyor Rab Teala. Bir de amelden bahsederken salih amel olarak bahsediyor.

Kardeşim az önce de dediğim gibi şeriat amelin kendisine bakar. Allah cc ise amelin kendisine değil salih olarak belirttiği kapsam içerisinde olup olmadığına bakar. Bizlerin belki de düştüğü en büyük hatalardan birisi, şeriat ilminin metresi ile ile hakikati ölçmeye çalışmamızdandır.

Bak sana özgür irademiz olduğunu anlatanların, kanıt olarak öne sürdükleri bir olayı paylaşayım. Sonra birlikte anlamaya çalışalım:

Hırsızlık yaptığı için Hz. Ömer ra. ın karşısına birisini çıkarıyorlar. Adam kendisini şöyle savunuyor: "Ya Ömer biliyorsun ki Allah cc takdir buyurmasa idi ben bu fiili işleyemezdim." (Yani bunu bana Allah cc yaptırdı niye beni yargılıyorsun demek istiyor.) Hz Ömer ra.: "Buna 100 değnek vurun ve sağ elini de kesin diyor." Oradakiler: "Had cezası el kesmek 100 değneği neden vuralım ki?" deyince, Hz Ömer ra.: "Bu da Allah cc a attığı iftira yüzündendir." Diyor.

Bu hadisenin kaynağını bulamadım ilk bakışta ama önemli değil kardeşim. Biz bunun yaşandığını varsayalım.

Kardeşim bizim buradan çıkaracağımız iki ders var. Birincisi hırsızlık yapanın elinin kesilmesini kim emrediyor? Tabi ki Allah cc. O zaman bu kişinin eli kesilecek, bunun aksi düşünülemez. Peki bu iş gerçekten de Allah cc ın takdiri ile mi gerçekleşti. Evet. Bunu Hz. Ömer de çok iyi biliyor. Ama dikkat et neye kızıp ayrıca bir ceza artırımı yapıyor? Adamın bunu söylemesine.

Peki aynı adam şöyle söyleseydi:"Biliyorsun ki Ey Ömer, bizler Allah cc ın bizlere takdir etmedikleri bir fiil işleyemeyiz. Ben de O nun takdiri ile bu ameli işledim. Bunun için çok pişmanım. Cezama razıyım ama benim esas sorunum Rabbimle arama bu çirkin işin girmesi."

İş değişmezmiydi kardeşim. Cezası sadece elinin kesilmesi olurdu. Hatta hafifletici bir nedeni var mı diye olayı didik didik ederdi Hz Ömer ra. İlla da kesilmesi gerekiyorsa da, Hz. Ömer ra. üzülmezmiydi bir kardeşimizin bu hale düşmesine.

Ama yook adam pişkin! Verdiği reaksiyon onun ne mal olduğunu çok iyi ortaya koyuyor zaten.

Halbu ki bak gerçek bir mü'min de Allah cc ın haram saydığı bir fiilin içerisinde bulunuyor ama nasıl reaksiyon veriyor kardeşim:

Ezd kabilesinin el-Ğâmid kolundan veya Cüheyne kabilesinden bir kadın Hz. Peygamber’e gelerek: ‘‘Ben zina ettim, beni temizle’’ talebinde bulundu. Bunun üzerine Hz. Peygamber: ‘‘Sana yazıklar olsun! Kabilene dön ve bağışlanman için Allah’a tövbe et’’ ikazına kadın: ‘‘Mâiz b. Mâlik’i geri çevirdiğin gibi beni de çevirmek mi istiyorsun? şeklinde cevap verdi.

Kadının ısrarı karşısında Hz. Peygamber: ‘‘Ne oldu?’’ diye sorunca kadın: ‘‘Zinadan dolayı hamileyim’’ dedi. Hz. Peygamber: ‘‘Sen mi? diye sorunca kadın: ‘‘Evet’’ cevabını verdi. Hz. Peygamber: ‘‘Karnındakini doğuruncaya kadar git’’ dedi.

Kadın çocuğu doğuruncaya kadar Ensardan bir adamın himayesinde kaldı. Kadın çocuğu doğurunca kundak içerisinde Hz.Peygamber’e getirdi. Hz. Peygamber: ‘‘Sütten kesilinceye kadar onu
emzir’’ dedi.

Kadın, çocuğunu sütten kesince elinde bir ekmek parçasıyla Hz. Peygamber’e getirdi ve: ‘‘Ey Allah’ın Nebisi! Çocuğu sütten kestim ve ekmek de yiyor’’ dedi. Bunun üzerine Hz. Peygamber, çocuğu Müslümanlardan birisine verdi ve kadının göğsüne kadar çukur kazılmasını emretti. Çukur kazıldıktan sonra insanlara onu recmetmelerini emretti.

Hâlid b. Velîd bir taş alarak kadına attı. Taş kadının başına gelince Hâlid b. Velîd’in yüzüne kan fışkırdı. Bunun üzerine Hâlid, kadına ağır sözler söyledi. Hz. Peygamber, Hâlid’in bu sözlerini duyunca: ‘‘Ey Hâlid, yavaş ol! Nefsim elinde olan Allah’a yemin olsun ki, o öyle bir tövbe etti ki, Sâhibu Meks onun yaptığı gibi tövbe etseydi mutlaka affolunurdu.

Sonra Hz.Peygamber, onun cenaze namazını kıldırdı.
Müslim, Hudûd 22, 23, 24; Ebû Dâvud, Hudûd 23; Tirmizî, Hudûd 9; İbn Hacer, Fethu’l-Bârî, XII, 140-148, 166-171, 180, 192-193

Kardeşim konu buraya gelmişken sana çok vahim bir gözlemimden bahsetmek istiyorum. Bize cüz-i irade adı altında özgür iradeyi anlatanların sıkça delil olarak getirdikleri bir ayet var Kuran-ı Kerimde.

Önce bu ayeti birlikte inceleyelim:

Allah’a ortak koşanlar diyecekler ki: “Eğer Allah dileseydi, biz de ortak koşmazdık, babalarımız da. Hiçbir şeyi de haram kılmazdık.” Onlardan öncekiler de (peygamberlerini) böyle yalanlamışlardı da sonunda azabımızı tatmışlardı. De ki: “Sizin (iddialarınızı ispat edecek) bir bilginiz var mı ki onu bize gösteresiniz? Siz ancak kuruntuya uyuyorsunuz ve siz sadece yalan söylüyorsunuz.
Enam, 6/148

Kardeşim bu ayete ilk baktığımızda gerçekten de bizim bu işleri yapmamız, Allah cc ın dilemesi ile olmuştur diyorlar gibi bir intiba oluşuyor. Ama görüyoruz ki, ayetin sonunda Allah cc bunların yalan söylediklerini bildiriyor bize. O zamanda, bu işin Allah cc ın dilemesi ile olmadığı gibi sonuç çıkıyor ortaya.

İşte bu sebeple de, bu ayeti özgür iradenin varlığına bir delil sayop: "Fiillerimizi Allah cc belirliyor diyenler yalancıdır, kendi kuruntularına uymaktadırlar" diyorlar.

Halbu ki olay hiç te bize gösterdikleri gibi değil. Bu ayetleri pasajın başından itibaren okuduğunda meseleyi anlıyorsun. Bu adamlar, sahte bir peygamber gibi davranıp, Allah cc adına emirler uyduruyorlar.

Bir çok konuda hüküm uydurup, bunlar Allah cc ın emirleridir diye yayıyorlar ortaya ve: "Allah cc, bize bunları yapmamız gerektiğini bildirdi. Eğer O nun bu emirleri olmasa, biz bunları yapmazdık" diyorlar.

Allah cc da, Peygamberine: "Benim bu şekilde onlara bildirdiğim herhangi bir emrim yok. Onlar yalan söylüyorlar" diyor.

Kardeşim içine düştüğümüz oyunu görmen lazım. Hadi modernist, reformist, müsteşrik dedikleri kişileri bir tarafa bırak, bu örneği bugüne kadar güvendiğim hocalardan dinlemek beni korkutuyor. Çünkü yanlış anladıkları için değil, çarpıtmak için delil ürettikleri kanaatine kapılıyorum.

Kader yazgısının ne olduğunu anlatan ayet ve hadisleri sen de okuduğunda, varacağın ilk kanaatin bu olacağına inanıyorum.

Kardeşim şu ayetlere de birlikte bakalım:

Nerede olursanız olun ölüm sizi yakalar; sarp ve sağlam kalelerde olsanız bile! Kendilerine bir iyilik dokunsa “Bu Allah’tan” derler, başlarına bir kötülük gelince de “Bu senden” derler. “Hepsi Allah’tandır” de. Ne oldu bu topluluğa ki bir türlü söyleneni anlayamıyorlar! Sana gelen iyilik Allah’tandır. Başına gelen kötülük ise nefsindendir. Seni insanlara elçi gönderdik; şahit olarak da Allah yeter.
Nisa, 78-79

Görüldüğü üzere kardeşim, Allah cc baştan beri konuştuğumuz konuya bir vurgu yapıyor burada. Önce iyiliğin de kötülüğün de kendisinden olduğunu söyledikten sonra, kötülük içerisinde olmaya sebep olan şeyin nefis olduğunu bildiriryor.

Bak buradan şunu anlamayalım: "İyilik yapmaya gücümüz yok ama kötülük yapmaya gücümüz var." Hayır, her ikisini de yapmaya gücümüz yok. Zaten hepsi Allah cc tandır diyor Rab Teala.

Hani dedik ya, dünyanın imtihanı kalitemizin ne olduğunu ortaya çıkarmak... İşte nefsimizin pisliğini göstermek için de bu kötü amellerin içerisine sokuyor Allah cc bizi. Çünkü O zaten vereceğimiz reaksiyonu biliyor, sadece bizi de şahit tutuyor, bize de gösteriyor. Bazen yaptığımızdan utanıp tövbe psikolojine giriyoruz, bazen se olsa da yine yapsak psikolojisine.

Bize türlü sebeplerle kendimizi tanıma ve tövbe ve düzelme reaksiyonu gösterme fırsatı tanıyan Allah cc a sonsuz hamd olsun.

Peki Kuran-ı Kerimde belki yüzlerce ayette Allah cc bizlere neden yapın ya da yapmayın gibi şeyler söylüyor? Bunları yapacak veya geri duracak gücümüz yoksa, bu ayetleri nasıl değerlendireceğiz.

Kardeşim! Üstüne basa basa, tekrar tekrar söylüyorum imtihandayız. Eğer Rasulleri ile, kitapları ile bize bildirmeseydi, Allah cc ın hangi fiillerden razı, hangilerinden razı olmadığını nasıl bilecektik?

İmtihan olması için şartların, ölçülerin, emir ve yasak kavramlarının olması son derece normal zaten. Rab Teala'nın bu emirlerine Teklifi Emir deniliyor. Oysa Allah cc tüm mahlukatını, bu telifi emirleri ile değil, Tekvini Emir denilen kudreti ile sevk ve idare ediyor.

Mesela Allah cc bizlere namaz kıl dediğinde, biz anlayacağız ki, Allah cc kendisine secde edilmesinden razı. O halde, şayet bize namaz kıldırırsa şükür reaksiyonu vermeli kalbimiz. Eğer kıldırmazsa da sabır reaksiyonu.

Eğer haram kıldığı bir eylemin içerisine sokarsa bizi, o zaman sabır reaksiyonu vermeli kalbimiz, yok eğer helal saydığı bir fiilin içerisine sokarsa o zaman da şükür reaksiyonu vermeli kalbimiz.

Buna bu şekilde inananın otomatikmen duracağı nokta korku ve ümit arasında olur. Allah cc ın kendisine tayin ettiği amellerine güvenmez, bunların salih amel vasfı taşımasıyla ilgilenir. Günaha düştüğünde de, bunu hatasını görmek bakımından bir fırsat kabul ederek, tövbe psikolojisine girer. Hem bana günahı yazıp, hem de bana hesap mı soracaksın diye çıkışmaz ve günahıyla sevabıyla insan kalır, şeytanlaşmaz.

Efendimiz sav. bizlere bu yüzden iman iki eşit parçadır, yarısı sabır, yarısı şükür diyor. Çünkü kalbimizin verdiği binbir çeşit reaksonun üst başlığında ya sabır var, ya şükür. Allah cc de bize tekrar tekrar bu konudaki eksikliğimizi bildiriyor ayetlerinde. Gerçekten de ne kadar az şükrediyoruz.

Tüm bu ayetlere bu cihetten yaklaşmalıyız kardeşim. Allah cc Hz. Ademe cennette istediğin gibi gez dolaş ama sadece şu ağaca yaklaşma dedi. Ama Allah cc Onun kaderine o ağaca yaklaşmayı yazmıştı. Bu yazgı belirlenen zamanda devreye girdi ve Hz. Adem o meyveyi yerken buldu kendisini.

Sonra ne yapayım kader böyleymiş demedi, pişmanlıktan ve üzüntüden türlü hallere girip, tövbe reaksiyonu gösterdi.

Hz Adem kader yazgısının işleyişini çok iyi biliyordu. Bu olayla ilgili kutsi hadisi vereceğim yeri geldiğinde kardeşim ve göreceksin ki, başka hiçbir delil olmasa bile bu, tek başına yeterli.

Bu bölümde anlattıklarım, özgür iradeye sahip olmadığımızı ispat etmeye yönelik değildi. Sadece özgür irade olmadan da imtihan olabileceğini daha açık bir şekilde ifade etmek içindi kardeşim.

Bu bölümü şu sözle bitirmek istiyorum kardeşim. Bence özetliyor bu bölümü:

"İMTİHAN: ALLAH AZZE ve CELLE'NİN ALDIĞI AKSİYONLARA VERDİĞİMİZ REAKSİYONLARDIR!"