Kardeşim! Bu dört görüş hakkında benim anladığım kadarıyla bazı şeylere dikkat çekmek istiyorum. Bizim hoca efendilerin anlayışına göre, Kaderiyye kula o kadar büyük bir özgürlük alanı tanıyormuş ki, iş gelip kulun kendi fiillerini yarattığına dayanıyormuş. Bak yanlış anlama, bu kişilerin imamları, hayatlarını İslam a adamış, bu uğurda bedeller ödemiş, ömürleri boyunca ilim tahsil etmiş adamlar. Bu adamlar, Allah cc tüm kötülüklerden münezzehtir demeye çalıştıkları halde sapıtıyorlar.
Sen inanıyor musun bunların bir şeyi yaratma iddiasında olduklarına. Ben şu gördüğün ağacı, kuşu, taşı yaratırım dediklerine. Bunlar seni beni bin defa ceplerinden çıkaracak kadar donanımlı adamlar. Bu adamlar, Allah cc bize hem günahı takdir anlamında yazacak, yani kendisi işletecek; hem de bunu niye yaptın diye hesap soracak öyle mi? Bu olacak iş değil diyorlar. Bunu bir paradoks olarak görüp, çıkış noktasını özgür iradede buluyorlar. Haşa bazı şeyleri Allah cc yaratır, bazı şeyleri biz yaratırız demiyorlar.
Ama bu mezhebin sapıklığını Efendimiz sav. bizlere bildirdiği için, bizim hoca efendiler aynı şeyleri savundukları halde, kendilerini bunlardan ayırmak için, bunların fiillerini kendilerinin yarattıklarını iddia ettiklerini söylüyorlar bizlere.
Kardeşim az sonra vereceğim Hadisi şeriflerde bu kaderiyye denen fırkanın sapık olduğunu birlikte göreceğiz. Efendimiz bunların, kendisinin bize bildirdiği Kader inancından farklı bir inanca sahip olduklarından dolayı sapık olduklarını söylüyor aslında. Bu farklılık ta kulun özgür iradesi var demeleridir. Zira Efendimiz bize özgür iradenin olmadığını söylüyor.
Ben şöyle inanıyorum kardeşim. Ehli sünnet ortada olandır. Doğrusu budur. Bizden bu istenmektedir. Biz buna inanmalıyız. Bundan başka bir inanç kabul görmeyecektir. Kader konusu, mürcienin dediği gibi ertelenmesi teklif dahi edilemeyecek kadar önemli bir iman konusudur. Bu konuda doğru bir iman sahibi olmazsak, ne dünyada, ne de ahirette yüzümüz gülmez.
Yazdıklarımı dikkatle okuyorsan, bu sözlerimin seni şaşırtmış olması lazım kardeşim. Ve şöyle demelisin herhalde: Yahu işin başından beri, kulun hiçbir iradesi, özgürlük alanı yok. Allah cc ne yazdıysa onu yaşıyoruz deyip, bizlere sanki robotmuşuz gibi bir tablo çizen sen değil misin? Evet benim. Hem bunları en sert şekilde söylerken, hem de sonuna kadar sorumluyuz diyen de benim ama.
O zaman geriye ne kalıyor? Allah cc ın mutlak iradesi ve takdiri ile, tabiri caizze yazılan senaryoyu tıpa tıp oynadığımız, ve bunun dışına asla çıkamayacağımız halde, nasıl oluyor da %100 Allah cc ın iradesi ile işlediğimiz amellerden %100 biz sorumlu oluyoruz? kar ya da zarar elde ediyoruz?
Bak kardeşim! Önce bir tespiti yapalım. Rasulüllah sahabeye bunu bu şekilde anlattığı halde, kimse o zaman neden sorumlu oluyoruz diye bir reaksiyon vermiyor. Çünkü Allah cc a güven ve teslimiyet konusunda zirve noktadalar.
Birşeyin onların aklına yatıp yatmaması önemli değil. İşittik ve iman ettik diyorlar. Belki biz de işittik ve iman ettik diyeceğiz ama bize bu fırsatı vermiyorlar. Ne yazık ki biz, meselelere Allah cc ne diyor, Rasulü bunu nasıl izah etmiş diye bakamayacak kadar hastayız. Biz birisine güveniyoruz, söyledikleri de aklımıza yatıyorsa geçmiş olsun.
Kardeşim! Bana şunu diyebilirsin ve haklısın da: Yahu baştan beri bir tane delil koymadın ortaya. Eveleyip geveliyorsun. Neyine güvenip te bunları konuşuyorsan çıkar ortaya da rahatlayalım. Kardeşim lütfen sabır. Böyle davranmamın hepimizin kârına olan bir nedeni var.
Evet kardeşim az önce de dediğim gibi bizim orta yolu tutmamız gerekiyor, bu kesin. Allah cc aşkına bu hoca efendilerin anlattıklarının orta yol olduğunu bana söyleyebilir misin? Orta yolu tutmuyorsak ta, bunun imani bir yanlış değil de ameli bir yanlış olduğunu söyleyebilir misin?
Ben, bize ehli sünnetin kader inancı diye anlatılan şeyin aslında Kaderiyye nin inancı olduğunu söylüyorum. Hem herşeyimizin Allah cc tarafından belirlendiğini, hem de sonuna kadar imtihanda olduğumuzu ve sorumlu olduğumuzu söylüyorum. Orta yolun bu olduğunu söylüyorum.
Ama görüyorum ki, bizim hoca efendilerimiz orta yolu: hakimiyeti, kuvvet ve kudreti, iradeyi paylaştırmakta bulmuş. Öyle bir sistem anlatıyorlar ki:
- Allah cc ana konularda irade eden, kul da tali konularda irade eden.
- Allah cc külli, kulları cüz-i iradeye sahip.
- Allah cc belli konularda kaderimizi belirlemiş, bazı konularda muallak ve ihtiyari bırakmış.
- Meydana gelişi bakımından akıl erdiremedikleri şeyleri Allah cc ın irade ve hüküm hanesine, kendilerince basit, kolay, güç yetirebildiklerini düşündükleri şeyleri de kulun irade hanesine yazmışlar.
Allah cc kendi şanına yakışır biçimde, kul ise kendi gücü nispetinde iradeyi paylaştığında, hiç sorun kalmıyor bunlara bakarsan. Al sana orta yol.
Kardeşim şunu gördükçe inan üzülüyorum. Her hangi bir kardeşimle sohbet ederken, şöyle cümleler kurduğumda inan hiç sorun çıkmıyor, bir tane itiraz yok. Allah cc herşeye kadirdir, herşey onun dilemesi ile olur. Kainatta hiç bir yaprak bile O nun dilemesi dışında kıpırdamaz. Herşey nasip, kısmet. Allah cc tan başka güç ve kudret yoktur vs vs.
Yani kardeşim, teslimiyet ve tevekkül başlığı altında istediğin kadar konuş hepsine eyvallah deniliyor. Ama konunun başlığı kader olduğu zaman ortalık toz duman oluyor. Az önce herşey Allah cc ın dilemesi ile olur dediğinde sonuna kadar evet diyen adam, tüm öfkesini sana yöneltiyor.
Tüm algılar kapanıyor. Nefisler çıldırmış gibi çıkıyor ortaya. Az önce Allah cc tan başka güç ve kudret yokken, şimdi kulda da oluyor. Az önce herşey nasip kısmetken, şimdi herşey senin çalışmana bağlı oluyor...
"Ben buraya kendi tercihimle geldim ama Allah cc izin vermeseydi gelemezdim!", "ben bunu yapmayı kendim seçtim ama Allah cc izin vermeseydi yapamazdım!" demek nedense çok mantıklı geliyor insanlara.
Buradan şunu çıkarıyorum. Hani derler ya: "Güneş balçıkla sıvanmaz." Aslında Allah cc tan başka hiçbirşeye (hele hele ki kendimize) herhangi bir kudret atfetmeyecek kadar imanımız var ama bunun üzeri zihnimize kurulmuş tuzaklarla örtülmüş.







