Kardeşim! "Ne yani ben özgür iradem olduğuna, seçimlerimi kendimin yaptığına inanıyorum kâfir mi oldum?" demiş bazı kardeşlerim, üzüldüm.
Böyle demekten Allah cc a sığınırım!
Peki seçimlerini özgür iradesi ile yaptığını söyleyenlere kafir demiyorum da ne diyorum?
Şunu söylüyorum kardeşim. Özgür irade inancı bize hem dünyada, hem de ahirette büyük sıkıntılar çıkarır. Bu yanlış inançtan vaz geçelim.
Vâkıa suresinden hareketle, bir "tatil köyü" örneği verdim bu konuya ilişkin bir çok kimseye, burada zaten uzun olan konuyu dağıtmamak için girmiyorum ama, özelde soran olursa ayrıca konuşalım.
Konu buraya gelmişken kardeşim, kardeşlerimizden birisi ile aramızda, Mülk Suresinin 2. Ayetinin mealiyle alakalı bir konu geçmişti.
Kardeşimiz bu Ayeti Kerimeyi, bir imtihanda olduğumuza, imtihan olabilmemiz için de bir irademiz olması gerektiğine delil getirmek için konu etmiş ve Ayetin manasını şu şekilde beyan etmişti:
Mülk Suresi 2. Ayet
Ben de sözünü kesip, bu ayeti şu şekilde çevirsek ne olur diye sormuştum:
Mülk Suresi 2. Ayet
Sanki ben bambaşka bir mana veriyorum gibi bir durum ortaya çıkınca, bunu sonraya bırakalım, izah edeceğim demiştim.
Kardeşim! Şu iki çeviri arasında ne fark var, bir daha düşünelim. Ayrıca bu anlamlar arasındaki farklılıkları ortaya koyacak olan kişinin ihtisası hangi alan üzerine olmalı? Arapçadan türkçeye çevirmek konusundaki ihtisası sormuyorum. Şuan karşımızda duran ve türk dilinde olan bu 2 metnin arasındaki farkı kim bize izah edebilir?
Kardeşim! benim rahatsız olduğum ve itiraz ettiğim konu şu. Sen de bilirsin ki, bir dili bir başka dile çevirebilmek için her iki dilin de inceliklerini iyi bilmek gerekiyor. Aksi takdirde iki metin arasındaki duygusal aktarım başarılı olmaz.
Aynı şeyi ifade ederken, kendi dilinde kullandığın kelimeleri öyle bir seçersin ki, bam başka duygular uyandırır. Ben bu 2 çeviriyi anlam bakımından aynı, çağrıştırdığı duygu bakımından farklı görüyorum.
Şu ifadelerin türkçe karşılıklarına bir bak:
- "Ahsenü'l-Hâlikîn" Yaratanların en güzeli
- "Erhamer-rahimin" Merhametlilerin en merhametlisi
- "Hayru'r-razikîn" Rızık verenlerin en hayırlısı
- "Ahkemü'l-hakimin" Hakimlerin en hakimi
- "Hayru'l-varisîn" Vârislerin en hayırlısı
- "Hayru'n-nasırîn" Yardımcıların en hayırlısı
Kuranı Kerimin türkçe çevirilerinin hepsinde bahsettiğim duygusal etkileşim sorunu var.
Kardeşim! Elini vicdanına at ve söyle. Bu çevirileri yapan kişileri, Arap ülkelerinin birisinde Arap Dili ve Edebiyatı, yahut Türkiyedeki bir üniversitedeki Türk Dili ve Edebiyatı sınavına soksalar ne performans gösterirler. Arapça bir şiiri ya da başka sanatsal edebi bir metni türkçeye çevirmeleri istense sonuç ne olur.
Ne yazık ki, her iki dilin de sanatsal özelliklerine hakim bir edebiyatçı meal yazsa, sen de kim oluyorsun deriz dini bir kisvesi yoksa.
Şimdi diyebilirsin kardeşim haklı olarak, bu edebiyatçı her iki dilin sanatsal inceliklerini bilse bile, Rasulullah ın getirdiği izahları bilmeden nasıl çevirebilir?
Eyvallah kesinlikle haklısın. Bence de Allah cc, elçisi vasıtası ile bize ne gönderdiyse ona bakalım.
O zaman söyler misin bana neden rivayet değil de dirayet ön plan bugün. Neden nakil değil de akıl ön planda. Mesela neden ben kiminle kader konusunu konuşursam konuşayım: "Allah cc akıl vermiş" diye kesitirip atmaya yöneliyor da, bu konudaki naslar nelerdir? reaksiyonunu vermiyor.
Kardeşim bu konuyu daha fazla uzatmak istemiyorum, zira odaklanmak istediğim konu Kader.
Ama şunu da senin takdirine sunmadan geçemiyorum. Mekkeli müşriklerin "Muhammed bu kadar güzel sözleri nereden bulup getiriyor? Bu kadar güzel şiirleri nasıl oluyor da yazabiliyor" dedikleri rivayet ediliyor bizlere.
Dikkat et, bu ifadeleri kullananlar, edebiyat konusunda senin benim gibi sıradan insanlar değiller. Bilakis edebiyat alanında dönemin en ileri düzeydeki insanları.
Biliyorsun o dönemde edebiyat altın çağlarını yaşıyor. Kuran-ı Kerim böyle bir topluluğa, müthiş bir sanatsal eser olarak gönderiliyor.
Ve Kuran, bu yönüyle de öğünen de bir eser zaten. (Sanki sen biliyormuşsun gibi, gereksiz detaylarla uzattığım için özür dilerim ama bu yazdıklarımı kimin okuyacağını kestiremediğiden böyle davranıyorum.)
İşte soruyorum Kardeşim! Kuran-ı Kerime tamamen karşı, içerdiği manlara düşman, verdiği mesajdan son derece rahatsız olan müşrikler bile, ifadelerin duygusal etkileşimini fark edebiliyor da, neden biz duygusal bir aşkınlık yaşayamıyoruz?
Bu millet neden arapçasını dinlerken ağlıyor da, türkçesini dinlediğinde aynı duygusal etkileşime giremiyor?
Geçenlerde sosyal medyada dünyaca meşhur bir aktörün müslüman olduğunu kendi ağzından dinledim. Adama soruyorlar neyinden etkilendin diye.
Kuran-ı Kerim in uslübundan etkilendim diyor. Ben bu kadar muazzam bir anlatım daha önce hiç görmedim diyor. Bence adam nasipli ki, ingilizce meal okuyor.
Bu konudaki son sözüm şu olsun kardeşim. Aramızda Türk Dili ve Edebiyatı alanında ihtisası olan bir kardeşimiz var. Birgün gelip o anlatsın bize bu işin aslını inşaallah.







