×
KADEREİMANETTİK Mİ?
Kadere Gerçekten İman Ettik mi?

Kardeşim ehli sünnetin kader inancı budur diye bizlere vaaz eden hocalara baktığımda genel olarak şunu görüyorum. İşi örnekler üzerinden hikaye ederek anlatıyorlar. Bu normal. Hani bunu anlamak çok zor ya o yüzden herkes anlasın diye örnekler veriyorlar.

Sonra da kaderi Allah cc ın ezeli bilgisi olarak gösteriyorlar. Tabi ki bunlarla beraber, herşeyi Allah cc ın yarattığını da eklemeden geçmiyorlar. Hani kader kelimesi, ilimle alakalı bir kelimeden ziyade takdirle alakalı bir kelime ya, o yüzden herşeyi Allah cc ın bilmesine bağladıktan sonra, takdir, kudret, yaratma ifadelerini bu anlatım içerisine serpiştirmemek olmaz.

Konuşma da şöyle sonlanıyor: "Kulun özgür iradesi olmasa nasıl imtihan olacak? O zaman imtihanın ne anlamı kalırdı?"

Şunu söylemiyorlar: "Kuran-ı Kerim de, Allah cc ın bizlere herşeyi takdir ettiği manasıyla, yani gaybı bildiği için değil de, bizzat kendisi öyle istediği için bir kader yazdığını açıkça söyleyen ayetler, bu ayetlerin anlattığı manalara bire bir uyan hadisi şerifler var. Öte yandan tam tersi gibi görünen, yani bizlerin özgür iradelerinin olduğu anlamı çıkan ayetler ve hadisler de var."

"Biz yaşamımızda kendi seçimlerimizi kendimizin yaptığını biliyoruz."

"Acaba bizler, elimiz, ayağımız, gözümüzün varlığını bildiğimiz gibi kuvvetli delillerle bir irademizin olduğunu gözlemlediğimiz halde, Allah cc neden bunun tam tersi şeyler söylüyor?"

Bence hocalık burada sınıfta kalıyor kardeşim. Hoca olunca cevap vermek lazım. Senden önce verilen cevapların içerisinden hangisi daha mantıklı ise, herkes ne anlatıyorsa sen de onu anlatırsan, hocalığına laf yok. Ama bilmiyorum, ya da anlamıyorum demek zor geliyor herkes gibi hocalara da.

Bak iddia ediyorum, bu hocalara, kendilerinin çok iyi bildikleri ve tevili mümkün olmayan bu ayetleri sorduğunda, sana bu ayetin karşısında başka bir ayetle delil getirmekten, yahut: "O zaman imtihan nerede kalıyor" diye soruyu sana iade etmekten başka bir yol izlemeyecekler.

Yine iddia ediyorum ki kardeşim, bunlar birbirine çelişiyor gibi olan bu iki sınıftaki ayetlerden kendi akıllarına daha uygun geleni anlatıyorlar. İş kaderiyyenin sapıklığına gelmedikçe de, esas kader ayetleri ekseninde konuşmuyorlar.

Yukarıda Efendimizin sav. sinirlenerek kızdığı bir hadise geçmişti ya kardeşim. Bu hadiseyi bizlere aktaranlar, o esnada kader hakkında tartışan kişilerin isimlerini de vererek, sahabenin önde gelen kişileri olduğunu söyledikten sonra, kaderle ilgili olarak, bir birlerine Kuran-ı Kerim ayetlerinden deliller getirdiklerini de aktarıyor ve Efendimizin sav. özellikle bu yüzden daha da fazla kızdığını söylüyorlar.

Şimdi şuraya dikkat etmeni istiyorum kardeşim. Efendimiz sav. bizlere bugün bu hoca efendilerin anlattığı kader inancını anlattı da, insanlar başka arayışlara girdiler öyle mi?

Efendimiz sav. kulların özgür iradeleri var, seçimlerini kendileri yapar, akibetleri de bu seçimlerine bağlı olarak ceza veya ödüle tabidir dediği halde, birilerine bu mantıksız geldi öyle mi? Sen buna inanabiliyor musun?

Bugün bu hoca efendilerin anlattığına kim itiraz ediyor ki? İnsana en mantıklı geleni bu zaten. Söylemeye bile gerek yok, akıl bunu emrediyor, otomatikmen kabul ediyor.

Bu gün beş yaşındaki bir çocuğa sor, insanlar neden cennet ya da cehenneme gidecek diye, sana zaten bu hocaların anlattıklarını anlatır. Yahut hiç bilmeyene, bu hoca efendilerin anlattığı kader inancını anlat hemen anlar. Ne tartışma çıkar, ne şüpheye düşer.

Şuna inanabilir misin kardeşim elini vicdanına at. Efendimiz kulun en azından seçme ve tercih etme kadar da olsa bir iradesi var dedi de, birileri çıkıp: "biz kendimizde böyle bir kuvvetin olduğunu varsaymayı Allah cc a ortak koşmak sayarız. Olmaz kulların asla bir iradesi olamaz" dediler öyle mi?

Efendimize sav., hâşâ "biz senden daha iyi müslümanız, biz senden daha fazla Allah cc ın mutlak hükümranlığına ram olduk mu" dediler? Sübhanallah!

Kardeşim şunu bilmeliyiz ki, Kuran-ı Kerimde, biz kulların hiçbir iradesinin olmadığını açıkça ortaya koyan ayetler var. Bunlarla birlikte, "emir ve yasak ifadeleri", "bunu böyle yapmazsanız böyle olur", "bu sizin böyle yapmanız sebiyle böyledir" minvalinde de, bir irademizin olduğu anlamı çıkan daha fazla ayet var.

E ne güzel işte demek ki isteyen istediği gibi inansına giden bir açık kapı var diyebilirsin kardeşim. Ama soruyorum sana, biz dinimizi kimden öğreneceğiz. Bu denli önemli bir konuda son sözü kim söyleyecek? Efendimiz bu mesele hakkında gerekeni söylemedi mi? O ne demiş diye benim merak etme hakkım yok mu?

Elbetteki Efendimiz sav. bunu anlatmadı. O nun anlattığında kulların bir seçim hakkı yoktu, sahabe efendilerimiz bunu bu şekilde anlayıp, bu şekilde iman ettiler. Ama Efendimiz sav. den sonra hızlı bir şekilde bozulma başladı.

Zaten, Allah cc ve Rasulü bize bu işin aslını bildirmeseydi, bizler özgür iradeye sahip olduğumuzdan başka birşey düşünemezdik ki. Başımıza ne gelirse gelsin bir sebebe yorardık. Hiç bir tartışma da olmazdı. Allah cc bize bunu söylediği için bu mevzu bahis oluyor. Yoksa aklımızın ucundan bile geçmezdi bu ayrım.

Kardeşim! Neden özgür irade olmadan imtihan olmaz deyip kestirip atalım. Sana bir kaç misal vererek tam bir imtihan olması için özgür irademizin olmamasının bana neden daha mantıklı geldiğini anlatacağım.

Ama şunu da gözden kaçırmamak şartı ile. Bunun sana ya da bana mantıklı gelmesiyle bir alakası yok. Bu daha mantıklı olduğu için buna inanalım demiyorum.

Sadece onlara özgür irade mantıklı geliyor ya, bana da iradesizlik mantıklı geliyor demek için bu örnekleri vermek istiyorum:

Allah cc bizlerin kalitesini ortaya çıkarmak, en başta kişinin kendisi olmak üzere ilgili tüm şahitler huzunda bizlerin yaratılış kabiliyet ve kapasitelerini gözler önüne sermek için bu imtihanı yapıyor. Yani en basit anlamıyla bu imtihan, ruhlarımızın kalitesinin ortaya çıkarıldığı bir süreç.

Ben de vereceğim misalde, bedenlerimizin kalitesini ortaya çıkarmak için yapılan imtihanı örnek göstererek bir benzetme yapmaya çalışacağım.

Bir hastaneye gidip, check-up yaptıracak olduğumuzu düşünelim. Doktorlar, bedenimizin neresinde ne hastalık, eksiklik, kusur varsa bunları ortaya çıkarmaya yönelik bir çok test yaparlar değil mi?

Bu testler hem kusurlu, hem de kusursuz taraflarımızı ortaya koymaya yönelik bir çok aşamadan oluşur.

Hastaneye gitsek ve bizi kapıda karşılasalar: "Şu kapıdan içeri gir, belirlenmiş bir süre boyunca istediğin gibi gez dolaş, süre dolduğunda da yanımıza gel, sonuçlarını al" deseler.

Bunu kabul edebilir miyiz? İmtihanı yapan kim ise, o imtihanın tüm şartlarını onun belirlemesini beklemez miyiz?

Hadi şartları doktorun belirlediğini varsayarak örneği geliştirelim. Doktor "aç geleceksin" dediğinde, biz "yook ben tok gelirim sonuçta özgür iradem var, ben öyle istiyorum" desek nasıl olur?

"Kan ver" dese, "canım isterse veririm", şu filmi çektir dediğinde: "Bakarız", koşman lazım efor testi yapacağım dese: "Olmaz ben yürümeyi tercih ederim" desek nasıl olur.

Tam bir imtihan olması için, imtihanın tüm şartlarını imtihan eden belirlemeli ve senin imtihana tabi tutulduğun hiçbir alandan dışarı çıkamaman gerekmez mi?

Başka bir örnek vermeye çalışayım:

KPSS sıvanına girecek olsak, bize istediğin saatte gel, istediğin sınıfın istediğin sırasına otur mu derler, yoksa herşey önceden belirlendiği gibi, bir senaryoya bağlı bir şekilde mi ilerler?

Sınavın yeri belli, saati belli, soruların tamamı belli olması gerekmez mi?

Bu sınavı kim yapıyorsa, tüm şartlar daha ortada hiç birşey yokken önceden belirlenmeli değil mi?

Ben kendi imtihanımın sorularını kendim belirlerim, canımın istediği soruları kendime kendim sorarım demek neden mantıklı geliyor herkese kardeşim?

Şu misale de yine birlikte bakalım kardeşim:

İkinci el bir araba satın almak istediğimizi düşünelim. Bir arabanın kalitesi nasıl ortaya konulur, neresi nasıl test edilir bilmiyoruz. Bu yüzden tüm bu testleri yacak bir expertiz firmasına gitmiş olalım.

Arabayı park edip inelim arabadan. Exper gelsin aracın başına ve öylece dikilip seyretsin.

Sonrada sana desin ki: "Ben bu arabayı çeşitli testlere sokacaktım ama araba benim istediğim şeyleri bir türlü yapmadı.

Kaputunu açsa motoruna bakacaktım, kapılarını açsa iç dizaynına bakacaktım.

Çalışıp gaz verse, egzos dumanını inceleyecektim.

Ama bu araba benim değil, kendisinin istediği yapıyor" dese ne derdik?

Dediğim gibi bu örnekleri iradesiz varlıklar olduğumuzun delili olarak değil, iradesiz olarak ta imtihanın mümkün ve hatta daha mantıklı olduğunu anlatmak için verdim.

Hayatın hiç bir alanındaki hiç bir imtihan bizlerin özgür iradesi ile yapılmaz kardeşim. İmtihan dediğin şey her zaman koşulları her detayına kadar belirlenmiş şartlar altında yapılır. Ve imtihanı yapan bu imtihanla neleri açığa çıkarmayı murad etmişse, ona göre testler yapar, ona göre sorular sorar.

Sen sadece o en baştan belirlenmiş sorulara cevap veren durumundasındır. Ötesi yok.

İşte bizim imtihanımız da böyle Kardeşim. Rab Teala bizlere en baştan bizzat kendisinin belirlediği soruları soruyor ve bizden bu sorulara rızasına uyan doğru cevapları vermemizi istiyor. İstese bizleri hiç bir imtihana da sokmadan notumuzu verebilirdi. Ama böyle dilemiş, yaşatarak kendimizin de görmesini murad etmiş.

Bu imtihan, sonucu merak edilen bir imtihan değil. Herşeyin çoktan olup bittiği bir imtihan. Sadece ne olduğumuz gösteriliyor bize kardeşim. Bak bunu kafamdan söylemiyorum. Yeri geldiğinde delillerini vereceğim zaten. Soruların sorulma mantığını da, cevapların verilme mantığını da bize anlatıyor zaten bu din.

Şimdi bırakalım bu örnekleri gerçek hayatımızdaki imtihana bir bakalım kardeşim. Bakalım özgür irade ne kadar mantıklı.

Allah cc bizi yaratan olduğu için tüm iyi ve kötü yanlarımızı en ince teferruatına kadar biliyor değil mi? Dünyaya göndermese ve bizim bu iyi ve kötü taraflarımızı, yaşata yaşata bizlere göstermese ve dese ki sen cennetliksin yahut cehennemliksin. Demezmiydik keşke neden böyle olduğumuzu bize de bilecek bir imkan verseydin Yâ Rabbi.

İşte dünya bu sebeple var. Al bize imkan. Yaşayalım ve görelim bakalım neymişiz.

Düşünebiliyor musun? Allah cc dünyalık nimetler karşılığında nasıl tutum aldığımızı gösterecek bize, ama bizim çalışıp para kazanmamız, yahut mirasa konmamız ne bileyim piyangoyu kazanmamız lazım. Allah cc bekliyor, bekliyor ama bizde tık yok. Hâşâ Allah cc bizim dünya malı karşısında nasıl tutum aldığımızı bizlere gösterebilmek için, bize mı muhtaç?

Yahut bizi evlatla imtihan ederek, bizlerin durumu hakkında neyi murad ediyorsa onları açığa çıkaracak. Ama biz diyoruz ki, biz özgür irademizle ister evleniriz, ister evlenmeyiz, ister çocuk yaparız ister yapmayız. Bunu dediğimizde, Allah cc a hâşâ ne ile imtihan olacağımızı biz seçeriz demiş olduğumuzu neden fark edemiyoruz.

Herşeyi sebeplere bağlama hastalığımız gözlerimizi kör etmiş. Şöyle olduğu için böyle, böyle yaparsan böyle... Kendim yazar, kendim oynarım buna da imtihan derim ne âlâ.

Kendi aramızda geçen bir konuşmayı örnek göstermek istiyorum kardeşim. Pandemiden sonra ev ve araba fiyatlarının katlanarak arttığı dönemdeki aylık toplantılarımızdan birisiydi. Kardeşlerimizden bir tanesi, Allah cc fakire yardım etsin dedi. İyi de dedi. Bir başka kardeşimiz fakirin artık ev alma imkanı kalmadı dedi, diğeri artık ev de alamaz araba da diye devam etti. Sonra bir diğerimiz, fakir artık karnını doyurduğuna şükretsin diye ekledi.

Hâşâ Allah cc fakire ev verecekti de fiyatların düşmesini mi bekliyor. Allah cc ın dünya malı ile imtihan edeceği kulları, enflasyon yüzünden imtihan edilemez mi oldu? Yok Allah cc veriyorsa miktarı ve vasfı belli değil de rast gele mi? Hangi işte, hangi şartlarda, ne kadar çalışarak gelecek bu para?

Kardeşim bunların hiç birisinin benim yakındığım şeylerin kast edilerek söylenmediğini biliyorum. Ama zehirlenip uyuşturulmuş gibi, hipnoz edilmiş gibi, algılarımızın manipüle edildiğini göstermiyor mu bu konuşmalar.

Hiç konuşmayalım mı o zaman... Konuşalım ama Allah cc ın razı olduğu gibi konuşamıyorsak üzülelim. Sahabe Efendilerimiz neden az konuşmak için ağzında taş saklıyor?

Sonuç olarak şunu iyice anlayalım ki kardeşim! Allah cc bizi o evde ve o komşularla, o okulda ve o arkadaşlarla, o eşle ve o çocuklarla, her kuruşu önceden tayin edilmiş o kadar parayla, o sofradaki o yemeklerle, o ayakkabının o bağıyla imtihan edecek. Bizse sadece bunların hepsini kendimiz tercih ettiğimizi sanacağız ya da artık böyle düşünmekten vaz geçeceğiz.

Bize şu soruları sorsalar:

  • "Bunun sahibi sen misin Allah cc mı?" Cevap: "Allah cc.".
  • "Bu başarı sana mı ait Allah cc a mı?" Cevap: "Allah cc a."
  • "Buraya seni getiren Allah cc mı, sen misin?" Cevap: "Allah cc."

Soruları biraz uzatsalar, kızarız artık: "Deli misin be adam herşey Allah cc tan. deriz." Peki tüm bunları Allah cc bildiği için mi yazmış kaderine, yoksa böyle olmasına hükmettiği için mi? Cevap, bildiği için.

Hani herşey Allah cc tan dı kardeşim? Meğerse bu cevapların hepsi ayıp olmasın diye miydi? Yoksa ben kazandım ama Allah cc ta yardım etti niyetiyle mi veriyorduk bu cevapları?

Yoksa,"Eğer isteseydi bir engel koyardı, bana bunu yaptırmazdı, tabi ki herşey O'nun elinde" mantığında bir cevap mı veriyorduk? Sübhanallah!

Şu Ayeti Kerime de bu genel tabloya işaret ediyor:

"De ki: Sizi gökten ve yerden kim rızıklandırıyor? Ya da işitme ve görme yetisi üzerinde kim mutlak hâkimdir? Ölüden diriyi, diriden ölüyü kim çıkarıyor? İşleri kim yürütüyor?” “Allah” diyecekler. De ki: O hâlde, Allah’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?"
Yunus Suresi 31. Ayet

Yedik, içtik, gezdik, güldük, eğlendik fazlası ile yeter! Allah cc en fakirimize bile krallara vermediği imkanlar verdi. Bizse farkında bile olmadan O'nun mülkünde O'na ortak olma anlamına gelecek tavırlar tutunduk.

Sırf bize daha mantıklı geliyor diye bu kader konusunu hiç araştırma ihtiyacı hissetmedik.

Zaten anlaşılması çok zordu... Zaten dokunanın ayağı kayıyordu... Fazla kurcalamamak emredilmişti... Sübhannallah!