Kardeşim, ne kadar daha kaldığını bilmediğim ve hızla tükenen bir tane hayatım var.
Göz açıp kapayıncaya kadarlık bir süre sonra huzuru ilahide hesap verirken bulacağım kendimi.
Bu güne kadar İslamı yaşama konusunda iyi bir sicilimin, kayda değer bir amelimin de olmadığını zannediyorum.
Sahabe Efendilerimize, Allah cc dostlarına imrenerek bakıyorum ve şöyle düşünüyorum: Acaba Efendimiz sav. onlara, benim duymadığım ne söyledi ki, ya da Kuran-ı Kerim'de benim fark etmediğim neyi fark ettiler ki, ruh ve gönül dünyamız bu kadar farklı?
Onlar sıratı müstekimden kıl kadar sapmazken, ben neden çok basit günahları işlememe mücadelesi veriyorum hâlâ. Ve nasıl oluyor da her seferinde aynı tuzaklara kolaylıkla düşebiliyorum.
Aslında meselenin iman meselesi olduğunu anlamak için âlim olmaya gerek yok ama herkes gibi ben de bunu kendime yakıştıramıyorum...
Bir süredir bu duygu ve düşünceler içerisinde yaşamaya devam ederken, bence tüm sorunların ana kaynağı olan birşey çıktı karşıma. Kadere iman!
Bu meseleyi araştırmaya başladım ve karşılaştığım şeyler karşısında derin bir şok yaşadım.
Gün geçtikçe, en azından benim şikayet ettiğim şeylerin hepsinin temelinde yanlış bir kader inancına sahip olmamın yattığından daha da emin oldum.
Bugün sana bu yolu yürürken gördüklerimi ve geldiğim noktayı anlatmak istiyorum. Belki bu yazı içerisinde işine yarayabilecek şeyler bulursun kardeşim.
Kardeşim, son zamanlarda ne zaman kader konusunda konuşsam, şöyle bir tepki ile karşılaşıyorum: "Kader çok derin bir konu, bu konuda fazla derine girmemek lazım! Allah cc muhafaza bu sebepten çok kişinin ayağı kaydı; senin de ayağın kayabilir!"
Bu konuya, yaşanan şu hadise çok güzel bir şekilde işaret ediyor:
Hz. Ebu Hüreyre (radıyallahu anh) anlatıyor:
Biz kader hususunda münakaşa ederken Resulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) çıkageldi. Öylesine kızdı ki, öfkenin hasıl ettiği kızıllıktan, yüzünde sanki nar taneleri ortaya çıkmıştı.
Bize şöyle çıkıştı:
"Bununla mı emredildiniz, yoksa ben size bunun için mi gönderildim? Bilin ki, sizden öncekileri, dini meselelerdeki münakaşalarının çokluğu ve peygamberleri hakkında düştükleri ihtilafları helak etmiştir."
Bir rivayette şu ziyade mevcuttur:
"Kader hususunda münakaşa etmemeniz için yemin verdim."
Tirmizi, Kader 1, (2134), İbnu Mace, Mukaddime 10, (85)
Kardeşim! Sence Rasulüllah sav. burada Kader konusunun konuşulmasından dolayı mı öfkeli? Yoksa bu konudaki fikir ayrılıklarından dolayı girilen münakaşadan dolayı mı?
Elbetteki ihtilaf ettiklerine kızıyor. Zira eğer bir konuda Allah cc ve Rasûlü sav. hüküm bildirmişse, buna boyun eğmek gerekir. Kişinin kendi aklına ve vehmine uyarak farklı düşünceler ortaya koyması boş laftan başka birşey değildir.
Gördüm ki, Allah cc ın Rasûlü sav. bize Kadere İman konusunda açık bir beyanda bulunmuş. Hiç bir şüpheye mahal bırakmayacak şekilde, son derece açık bir biçimde Kadere İman konusunu bizlere anlatmış, sınırlarını çizmiş, konuşulacak ve konuşulmayacak kısımlarını da bildirmiş.
Ama biz bunları hiç görmemişiz ki... Çevremizdekiler nasıl inanıyorsa biz de öyle inanmışız.
Bizlerin dini bir konuya bakış açımız şu Ayeti Kerime'ye göre olmalı değil mi?
"Allah ve Resûlü bir iş hakkında hüküm verdikleri zaman, hiçbir mü’min erkek ve hiçbir mü’min kadın için kendi işleri konusunda tercih kullanma hakları yoktur. Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelirse, şüphesiz ki o apaçık bir şekilde sapmıştır."
Ahzab Sûresi 36. AyetKardeşim! Düşünebiliyor musun iman etmemiz istenen bir konu var ama bu konu o kadar karışık, anlaşılması o kadar zor ki, kimse anlayamıyor ve herkes kendi anlayışına bırakılmış. Ve yanlış anlaşılmalar yüzünden de alimlerin dahi ayağı kayıyor. Düşünebiliyor musun Allah cc ın Rasulü sav. bu konuyu anlatamamış da fazla kurcalamayın demiş. Sübhanallah!
Mesele asla böyle değil kardeşim. Allah cc ın Rasulü sav. şuna kızıyor. Ben size Allah cc ın bana bildirdiği şekliyle Kaderi nasıl ve ne kadar anlatmışsam o kadar ve o şekilde iman edin. Konunun benim size bildirmediğim bir detayıyla uğraşmayın diyor.
Ben de diyorum ki: "Bize Allah cc ve Rasulü sav. ne dediyse ona iman edelim. O kadarla yetinelim. Amasız, fakatsız... Kendimizde var saydığımız aklımızla, filozofların, felsefecilerin zanlarıyla işimiz olmasın.
İnan bana kardeşim bu konuyu anlamak çocuklar için bile çok kolay. Denedim gördüm. Yani şunu söylemek istiyorum, Allah cc ın ve Rasulü'nün kadere ne şekilde iman etmemizi istediğini anlamak çok kolay.
Peki zor olan ne? Bu anlatılana iman etmek çok zor. Ve biliyoruz ki iman etmenin bir yolu da yok. İmanı sadece Allah cc veriyor.
İtikat konusunda ehli sünnetin önde gelen isimlerinden olan İmam Tahavi de, bu konuya şu sözlerle işaret ediyor:
Kardeşim! kader konusunda iman etmemiz gereken şeyi öğrenir öğrenmez bir takım sorular çıkıyor ortaya.
Bu sorular, zaten bu yazının temel konusu olacağı için daha sonra gireceğim bunlara.
İşte İmam Tahavi de bu soruları kastederek bu sözü söylüyor. Yoksa bizim iman etmemiz gerekli olan kısmı için değil.
Kaldı ki, kader konusunda tartışmak yasak ta, peygamberler, melekler, kitaplar konusunda serbest mi? Sübhanallah...
Allah ve Rasûlünün bu konudaki beyanlarını aktardığımda, neden anlamak kolay ama iman etmek zor dediğimi anlayacaksın kardeşim. Ve inanıyorum ki, tüm sorunlarımızın kaynağındaki ana sebebi sen de görüp, biraz burukluğun ardından müthiş bir huzur duygusuna gireceksin inşaallah.
Sonuç ve Özet: Kaderi konuşmak, anlamaya çalışmak, münakaşaya girmemek şartı ile müteala edip, bilgi alışverişinde bulunmak serbest; Allah cc ve Rasûlü'nün sav. bize bildirmediği ve hakkında hiç bir bilgimiz olmayan kısımlarını konuşmak yasak.
Allah ve Rasûlünün bize anlattığı kadarıyla Kaderi anlamak kolay, ama bu anladığımız şeye iman etmek zor. Yani bir zorluk var evet, ama zorluk anlamakla ilgili değil, inanmakla ilgili.







